😱💔 Kanserim ölümcül evredeydi; bu yüzden hayatımın ilk yurt dışı seyahatine çıkmaya karar verdim. Tam uçağa bineceğim sırada, bir havaalanı görevlisi elime gizemli bir zarf tutuşturdu ve «Gerçeği bilmeniz gerekiyor,» dedi.
Daha önce hiç başka bir ülkeye ayak basmamıştım. Tüm hayatımı, çok sevdiğim eşimi kaybettikten sonra iki çocuğumu tek başıma büyütmeye ve ilkokul öğretmeni olarak yorulmak bilmeden çalışmaya adamıştım. Kendi hayallerim ise hep ikinci planda kalmıştı.
Dünyayı görmek için ne yeterli param, ne vaktim, ne de fırsatım olmuştu.
68 yaşında nihayet emekli olduğumda, hayatın bana ikinci bir şans verdiğini düşünmüştüm. Ancak tam o sırada, her şeyi yerle bir eden o yıkıcı teşhis geldi: ölümcül kanser.
Hastanede bir odada otururken, gözyaşlarım yüzümden süzülürken, hayatın geleceğimi elimden almak için neden tam da bu anı beklediğini sorguladığımı hatırlıyorum.
Veda etmeye hazır değildim. Hayal kurmaktan vazgeçmeye hazır değildim.
Bu yüzden kendime bir söz verdim: Bu dünyadaki yolculuğum sona ermeden önce, on yıllardır kalbimde taşıdığım o hayali gerçekleştirecektim.
Nihayet Paris’i görecektim.
Titreyen ellerim ve umut dolu bir kalple ilk pasaportuma başvurdum, Fransa’ya bir bilet aldım ve küçük bavulumu hazırladım.
Yola çıkacağım gün, pasaportumu sanki sahip olduğum en değerli şeymiş gibi sıkıca tutarak havaalanına üç saat erken vardım.
Derken aniden bir anons duydum:
«Bayan Wilson, lütfen biniş kapınızdaki danışma masasına gelin.»
İçime bir korku düştü. Bir şeyler ters mi gitmişti?
Bankoya yaklaştığımda, endişeyle biletimde bir sorun olup olmadığını sordum.
Görevli bana, anlam veremediğim bir ifadeyle baktı.
«Bayan Wilson, sizi bekliyorduk. Birisi sizin için bir şey bıraktı.»
Tezgahın altına uzandı ve üzerinde ismimin yazılı olduğu kapalı bir zarfı bana uzattı.
«Bunu kim göndermiş olabilir?» diye fısıldadım.
Kadının gözleri yumuşadı. “Hanımefendi, bu yolculukla ilgili bilmediğiniz bir şey var. Birisi, uçağa binmeden önce bunu almanızı istedi. Lütfen açın. Gerçeği bilmeyi hak ediyorsunuz.”
Zarfı dikkatlice açarken parmaklarım titremeye başladı.
İçindekini gördüğüm an gözlerim doldu. Okuduklarıma inanamıyordum…
⬇️ HİKAYENİN TAMAMI İLK YORUMDA.
Zarfın içinde, el yazısıyla yazılmış bir mektup ve kırk yıldan uzun süredir görmediğim bir fotoğraf vardı.
El yazısını tanıdığımda kalbim neredeyse duracaktı. Rahmetli eşime aitti.
Yanaklarımdan süzülen gözyaşlarıyla okumaya başladım.
“Canım Margaret, eğer bu mektubu elinde tutuyorsan, sonunda kendin için bir şeyler yapma cesaretini bulmuşsun demektir. Çocuklarımız uğruna ne çok hayalinden vazgeçtiğini, hayatının ne kadarını kendin dışında herkesle ilgilenerek geçirdiğini biliyorum. Paris’i görmekten ne kadar çok bahsettiğini hiç unutmadım.”
Nefes almakta güçlük çekiyordum.
Mektupta, eşimin ölümünden yıllar önce gizlice özel bir sürpriz hazırladığı anlatılıyordu. Fransa’ya yapacağım ilk seyahat için para biriktirmiş; bir gün, her zaman hayalini kurduğum o macerayı yaşayabilmemi ummuştu. Bir şekilde, çocuklarımız aracılığıyla onun bu son arzusu yaşatılmıştı.
Mektubun en altında, kalbimi tamamen parçalayan tek bir cümle vardı:
“Artık yanında yürüyemesem de, umarım bu güzel dünyaya baktığında her zaman sevildiğini hatırlarsın.”
Mektubu göğsüme bastırdım ve hıçkıra hıçkıra ağladım.
Aylar sonra ilk kez, gözyaşlarım sadece kaybedebileceğim hayatım için değildi; aynı zamanda hiçbir hastalığın asla elimden alamayacağı o güzel anılar ve sevgi içindi.
Eşimin mektubunu kalbime yakın tutarak uçağa bindim.
Ne kadar vaktim kaldığını hâlâ bilmiyordum ama nihayet önemli bir şeyi anladım: Hayat sadece bize verilen yıllarla değil; geride bıraktığımız sevgiyle ve kucaklamaya cesaret ettiğimiz anlarla ölçülür. Uçak gökyüzüne doğru yükselirken fısıldadım: “Paris’e gidiyorum sevgilim. Ve seni de yanımda götürüyorum.”







