67 yaşındayken Malta’ya tek başıma seyahat ettim; onlarca yıl sonra ilk kez, hayattan korkmayı bırakmaya karar vermiştim.

POZİTİF

67 yaşındayken Malta’ya tek başıma seyahat ettim; onlarca yıl sonra ilk kez, hayattan korkmayı bırakmaya karar vermiştim.

67 yıl boyunca hep güvenli olanı seçmiştim. Ülkemin sınırları dışına hiç çıkmamıştım. Sırf canım istediği için bir seyahate hiç çıkmamıştım. Tam olarak neye «evet» dediğimi bilmeden asla «evet» dememiştim.

Sonra eşim vefat etti ve zaten küçük olan dünyam acı verici bir sessizliğe büründü.

Bir öğleden sonra kızım yüzüme bakıp şöyle sordu: «Anne… En son ne zaman sırf seni mutlu ettiği için bir şey yaptın?»

Cevap veremedim.

Çünkü gerçekten hatırlayamıyordum.

Böylece Malta’ya bir bilet aldım.

Uçağa binmeden önce kendime bir söz verdim: Bir hafta boyunca her şeye EVET diyecektim.

Bilmediğim yemeklere evet. Tekne gezilerine evet. Yabancılara evet. Kalbimi yeniden canlı hissettiren her şeye evet.

Valletta’daki ikinci günümde, ters tuttuğum bir haritaya çaresizce bakarken bir adama çarptım.

Adam güldü.

«Malta’ya ilk gelişiniz mi?»

Adı David’di. 70 yaşındaydı, eşini kaybetmişti ve yıllardır duyduğum en nazik mizah anlayışına sahipti.

Bir kahve molası kahvaltıya dönüştü. Kahvaltı, Gozo’ya yapılan bir feribot yolculuğuna evrildi. Çok geçmeden kendimi yeniden gülerken buldum; gülmeyi unuttuğumu sanıyordum.

Sonra, oradaki son akşamımda David beni liman manzaralı küçük bir restorana götürdü.

«Senin için son bir sürprizim daha var,» diye fısıldadı.

Ama garson onu ismiyle karşıladı.

«Sizi tekrar görmek ne güzel, Bay Bennett.»

İçime bir korku düştü.

David bana oraya daha önce hiç gelmediğini söylemişti.

Derken telefonu çaldı. Ekrana bir göz attı, aniden ayağa kalktı ve «Sadece bir dakikalığına gidiyorum,» diye fısıldadı.

On beş dakika geçti.

Ortada ters giden bir şeyler vardı.

Ben de onu takip ettim.

Dışarıda, sessiz bir avluda sesini duydum.

Yalnız değildi.

Biraz daha yaklaştım.

Ve duyduklarım her şeyi değiştirdi…

⬇️⬇️⬇️ Hikayenin geri kalanı ilk yorumda. Kadının, «David, o gerçeği bilmeyi hak ediyor,» dediğini duyunca donup kaldım.

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

Sonra David arkasını döndü ve orada durduğumu gördü.

Bir an için ikimiz de konuşmadık.

Nihayet, gözleri yaşlarla dolu bir halde bana doğru yürüdü.

«Üzgünüm,» diye fısıldadı. «Sana söylemeliydim.»

Arkasındaki kadın restoranın sahibiydi. Kendisi, David’in vefat eden eşinin en yakın arkadaşıydı.

David beni oraya, eşine ait olan bir şeyi —her gün taktığı küçük gümüş bir bilekliği— bana vermek istediği için getirmişti.

«Ölmeden önce benden bir söz almıştı,» dedi. «Eğer bir gün yeniden mutluluğu bulursam, ona uzanmaktan korkmamamı söylemişti.»

Bilekliği nazikçe avucuma bıraktı.

«Bu gece buraya geldim çünkü hayatımda kalmanı istemiştim. Ama çok hızlı ilerlediğimi düşüneceğinden korkuyordum.»

Gözlerim doldu.

«Bunca zaman,» diye fısıldadım, «yeniden ‘evet’ demeyi öğrenen kişinin sadece ben olduğumu sanıyordum.»

David gözyaşları arasında gülümsedi.

«Belki de ikimiz de öyleydik.»

O gece, limana bakan masamıza geri döndük.

Gösterişli bir evlilik teklifi yoktu. Mükemmel bir son da.

Sadece Malta yıldızlarının altında el ele tutuşan, hayatın onlara beklenmedik bir şans daha tanımasından dolayı minnettar iki dul insan vardı.

Malta’ya yalnızlıktan kaçtığımı düşünerek gelmiştim.

Oradan çok daha önemli bir şeyi bilerek ayrıldım:

Yeniden başlamak için asla çok geç değildir.

Ve bazen, hayatımızın en güzel bölümleri, hikâyenin çoktan bittiğine inandığımız andan sonra başlar.

Оцените статью
Добавить комментарий